“Tevhidi Sosyal Düşünce”

Hakkımızda

Neden Özgün Sosyal Düşünce?

Dünyadaki tüm toplumlar, şu yada bu şekilde Batı iktisat sisteminden ve onun felsefi kökeni olan Batı medeniyetinin pozitivist (modern paganist),determinist, gözlemcilik ve evrensel kesinliği içeren bilimci anlayışından etkilenmişlerdir.

Bu etkilenme olgusu, Batı dışı toplumlarda anlamlar/mana dünyasının etkisiz kılınmasını ortaya çıkarmıştır. Söz konusu süreç ise Batı dışı insanını yeniden ahlak arayışına, mananın ve soyut değerlerin; toplumsal hayattaki ekonomi, siyaset, aile, eğitim gibi temel kurumlar üzerindeki vazgeçilemez önemine yeniden ilgi duyulmasına yönelik bir eğilimi de ortaya çıkarmıştır.

Sanayileşmesini tamamlamış ülkeler, insanlığın ruhunu zedelemiş, toplumları aşırı derecede iktisadi/maddi kaynak mücadelesine yöneltmiştir. Bu mücadele dünya üzerindeki toplumlar arasında, savaşların ve sivil ölümlerin çoğaltmasına, çevre istismarının had safhaya çıkmasına yol açarak canlıların yaşam alanın istismar edilmesini ortaya çıkarmıştır. Böylece dünya,  gerçek adaletin, sevginin ve hoşgörünün, ortadan kalktığı, başta ekonomik sömürü olmak üzere ve her türlü sömürünün pozitivist/modernist zihniye sahip bilim, hukuk, siyaset yoluyla, gerçekleştirdiğinden artık yaşanamaz bir gezegen olmaya doğru yönünü çevirmiştir.

Dünyanın lideri konumunda bulunan Batı medeniyeti sosyal düşüncesinin ortaya çıkardığı bu ahlak krizini gidermeye yönelik yeni bir anlayışı inşa edecek güçlü alt yapının bulunmamaktadır.Bu bağlamda Türkiye, özgün sosyal bilim anlayışını geliştirmesi durumunda farklı bir konum taşıması mümkün görülmektedir.

Çünkü Türkiye gibi son bin yılının sekiz yüz yılının aşağı yukarısı yarısında, özgün sosyal bilim anlayışı (ki bu anlayışın temeli, bütün toplumsal alanlarda yeryüzünde ADALET merkezli ahlak toplumunu ortaya koyma)ve bu zihniyetin geliştirdiği, inşa ettiği fen bilimi-teknoloji- askeri güç etkileşimi çerçevesinde de,  dünyada etkin siyasal güç oluşturmuştur. Buna göre Türk toplumu, özgün medeniyet anlayışı ve “devlet” geleneği bulunan bir toplum konumundadır.

Fakat özellikle Tanzimat sürecinden sonra toplum, bürokratik elitler yoluyla tepeden indirmeci “Batılılaşma, Batılılaştırma”  kurgusu sonucu hele Batı medeniyetinin Darwinistik mahreçli pragmatistik, pozitivist -liberal ideolojik eğitim sistemi ve bunun geliştirdiği bireyci iktisat zihniyeti, sosyal bilim yolu ile Türk toplumunun sosyal düşünce biçimine dayatılmıştır. Bunun sonucunda da,Türk toplumunun düşünce biçimi ve insan tipolojisi şekillendirilmiştir. Böylece Batı pozitivist-liberalistik merkezli toplum görüşü ve onun insan tipinin inşası sonucu tek boyutlu, materyalistik insan- toplum ve siyasal yapı etkileşimine dayalı bir “eşya fetişizmi” anlayışının yerleştirilmesi sağlanmıştır. Bu durum, yukarıda da ifade edildiği gibi öncelikle ve etkinlikle Batı sosyal bilim/sosyal düşünce biçimi yolu ile Türk toplumunun zihniyetinin değişimini gerçekleştirmiştir.

Tanzimat’tan bu yana Türk toplumunda ortaya çıkan ana sorun; temelde sosyal düşünce yöntemi ile ilgili sorun olarak görülmelidir. Türk toplumu; İslamı anlamada, Türk toplumunun milli ve manevi merkezli kadimiyatına bakışta ve ondan istifade ,ekonomiye yaklaşımda, siyaseti oluşturmada, eğitim kurumlarını şekillendirmede,……. ve nihayet de, medeniyetimizin insanının zihniyetini biçimlendirmede ağırlıklı ve etkin olarak Batı bilim/düşünce düşünce merkezli aydın inşası ve onun eğitim metodolojisi ile bütün bunları yoğurmak zorunda bırakılmıştır. Bu Batı merkezli sosyal bilim/düşünce yöntemi, Türk toplumunun milli kalkınmasını gerçekleştirmede; fabrika kurmaktan, teknoloji üretmekten çok daha önemli ve öncelikli olan özgün sosyal bilim/düşüncenin üretilmesinin ana damarları tıkamıştır. Söz konusu tıkama sonucu Türk toplumu, Batı ekonomi, yani madde merkezli sosyal düşünce yöntemine mecbur bırakılarak, modern bir sömürge zihniyeti, sosyal bilimler yoluyla inşa edilmiştir.

Bu temel noktadaki sorunu çözebilmek adına Türk toplumunun 21.yüzyılda yeniden kalkınabilmesi ve yön verici “lider ülke/”ülkeler” arasında bulunabilmesi için;  kendi kültürel özellikleri üzerine temelleri oluşturulan “Özgün Sosyal Bilim”lerin inşa edilmesi ile güvensizlik, aydın kompleksi, eğitimde çağı yakalayamamak, ekonomik kalkınmada geri kalmışlık, insan haklarında yeterlilik sorunun tartışılması …gibi pek çok konunun  ortadan kalkması mümkün olabilecektir.

Ancak Batı medeniyeti, özellikle modernleşme olgusu bağlamından hareketle kendi dışındaki toplumlara modernleşme görüşleri dışındaki sosyal düşünce geliştirmeye yönelik fikirlerin; çağ dışılık, gerilik, irtica gibi yaftalarla özgün sosyal düşünce geliştirmelerine müsaade etmemekte olduğu gözlenmektedir.

Batı medeniyeti, modernleşme olgusu bağlamında çağdaşlığın, liberal değerlere dayalı materyalistik sosyal düşüncenin gelişmesine bağlı olduğunu, çeşitli yayın organları ve üniversitelerinin ürettiği bilgilerle bu sosyal düşüncenin dayatması içine girmiştir. Batı, kendi dışındaki toplumların aydınlarını da, Batı sosyal düşünce merkezli bilgi edindirmeyi ve zihniyet inşasını ise çeşitli elitist kurum ve kuruluşlar yoluyla kendisi ile birliktelik sağlayarak, sömürge aydın tipini inşa etmeyi başarmaktadır. Buna yönelik eğitim yoluyla, Batı’cı zihniyete sahip aydın tipi ve pozitivist mahreçli liberalistik maddeci bilgi yöntemi ile Batı dışı toplumlarda özgün sosyal bilimin ortaya çıkmasını, gelişmesini adeta küçümseyerek, onu  “bilimsel yetersizlik taşıma” olarak göstermektedir. Batı medeniyeti özellikle 20.yy’ın ikinci yarısından itibaren liberal-kapitalist sosyal bilginin inşa edildiği kendi meşhur(örneğin Harvard,Yale, Oxford, Cambridge,Londan  School Economics and Political Scince……) üniversiteleri yoluyla, dünyanın diğer toplumlarını buralarda üretilen sosyal bilim/düşünce ihracıyla; bütün dünyayı, liberalistik-kapitalist yani materyalist toplum oluşturma ve insan inşa etmede kullanmıştır. Böylece 20.yüzyılın özellikle ikinci yarısından sora yeni sömürgecilik; sosyal bilimle vasıtasıyla ve o da, az gelişmiş ülkenin  aydını inşa etme yoluyla gerçekleşmiştir.

Toplumlar özgün sosyal düşünceleri yoluyla kendi insanın kişiliklerini oluştururlar.  Türk toplumu açısından özgün sosyal bilim,  Batı modeli insan tipinin materyalistik, ekonomi merkezli düşünüşünden farklı bir insan karekteristik inşaasına hizmet edeceğinden,  Batı medeniyeti açısından bütün amaç;  madde/ekonomi merkezli medeniyetin evrensel argümanlarının, yetersizliğinin ortaya çıkmasını engellemeyi başarmaktır.

Sosyal düşünce açısından dünyaya yön veren toplumlarının tek boyutlu materyalistik zihniyetlerinin ürettiği ahlak krizini veya insanlık krizini,  Türk toplumu milli ve manevi merkezli iki boyutlu(bütüncül) düşünce sistemi ile yani özgün sosyal düşünce anlayışı ile çözmesi mümkün görülmektedir.

Sonuç itibariyle Türk sosyo-kültürel sisteminin sahip olduğu iki boyutlu madde+mana- insan birlikteliğinin bütüncüllüğüne dayalı sosyal sistemi ve sosyal düşünce yapısı, Batı medeniyetinin tek boyutluluk(madde merkezlilik) üzerine kurgulanmış olan, insan-madde ilişkisi sosyal düşünce tasavvurundan çok ileri ve derinlikli bir durumdadır. Bundan dolayı çağın ve insanlığın içine girdiği bunalımdan çıkışı sağlayabilecek, kültürün özüne uygun özgün bir yeni yorumla  “ahlak-insan-toplum” ilişkisini ve tasarımını ortaya koyabilir bir özgün felsefi, sosyolojik, ekonomik, siyasal bütünleştirici toplum görüşünü geliştirerek, bunu, günümüz realitesine uygulanabilirlik gücünü devreye sokabilmesi mümkün gözükmektedir.

Bunun için öncelikle kültürünün derinliğine güven duyan insan-aydın tipinin ortaya konması zarureti bulunmaktadır. Çünkü tüm zamanlarda medeniyetlerin ve kültürel sistemlerin öncelikle yapmış olduğu şey, kendi sistemlerinin mükemmelliğine güven duyan ve bu uğurda bilgi kalkışı sağlayan kaliteli,  hem kültürel hem de madde bağlamın da çok iyi eğitilmiş(yetişmiş) insan tipinin inşası ile bunu başarmış oldukları görülmektedir. İşte Türk toplumu da küreselleşme süreci ve hegemonik Batı medeniyetinin dayatmalarına karşı bu iki unsurun dünya ölçeğinde yok ettiği ahlak –değer-insan bütünleşmesini, kendi milli ve manevi gücünün derinliği ve güçlü felsefi alt yapısı sonucu yeni bir ahlak-toplum-insan inşasına dayalı yaklaşımı geliştirebilir.

Bu geliştirilen fikri yaklaşımla, yani özgün sosyal bilim anlayışı ile Türk toplumunun kendi tarihsel, kültürel birikimini, yeni zamanlara yeni yorumlarla açarak, önce kendi toplumuna hemen sonrasında ise dünya toplumuna örnek bir model sunması mümkün görülmektedir. Çünkü toplum kalkınmasının temelini sadece ekonomik merkezli kalkınma istenci oluşturmamaktadır. Buradan bakan liberalist-kapitalist kalkınma ideolojisi, pozitivist felsefi düşünceden etkilenerek kendi kalkınma dünya görüşünü oluşturmuştur. Oysa Türk sosyo- kültürel sistemine göre ekonomik kalkınmadan başlamak ampiristiklik ve yetersizlik taşır. Çünkü Türk toplumunun düşünce ve kültür sistemi bütüncül merkezli olduğundan yani madde ve mana birlikteliğini içeren iki boyutlu olması, kalkınma sorununa da iki boyutlu yaklaşmayı temel alır. Buna göre somut toplum olaylarını (örneğin ekonomi) belirleyen ana parametrelerin toplumun soyut değerlerince belirlendiğinden kalkınmanın temel unsurunu maddi unsurlar değil düşünce, soyut, ya da iç değerler(mana) belirlemektedir. Bu soyut değerler somuttaki davranışları belirlemekte, etkilemektedir. Bu yönüyle Türk toplumunda kalkınmanın temeli, sosyal düşünce sisteminin maddi hayattaki dinamikliğinin teşviki ile birlikte ele alınır. İşte bu ikili ilişkiyi düzgün kurgulayan bir üçüncü ayak ise söz konusu ikili ilişkiyi doğru anlayabilen, doğru yorumlayım zamana uyarlayan toplumun milli ve manevi değerlerini zengin bir kavrayışla düşünce sistemine oturtan “büyük adam” ya da “erdemli insan/insanlar”dır. Buna göre Türk toplumunun özgün sosyal bilim merkezli toplum kalkınmasının aşamaları yeniden oluşmuş olmaktadır.

Buna göre  bu sitenin amacı; Türk toplumunun sosyal düşünce yapısını ifade eden parametrelerin yani iktisat bilgisi, sosyoloji bilgisi, felsefi bilgi, sanayi-milli kültür ilişkisine yönelik bilgi, girişimcilik bilgisi, psikoloji bilgisinde hem Batı medeniyet bilgisini hem de buna ilaveten Türk toplumunun milli ve manevi merkezli  bu alanlardaki bilgisini tarihsel, kültürel bağlamda ele alarak, toplum düşüncesini, yeni zamanlara göre yeniden yorumlayacak bir noktaya   taşımayı hedeflemektedir.