“Tevhidi Sosyal Düşünce”

Petrol, Teknoloji ve Hasta Adam

Petrol, Teknoloji ve Hasta Adam: Batı’ya Türkiye’nin Kültürel Tedavi Yöntemi

Arap Baharı turu ile Türkiye’nin Ortadoğu’da etkinliği yoğunluk kazanmıştır. Buna paralel olarak dünyanın Amerika, Avrupa ve Brezilya’yı içine alan Batı grubu, Rusya, Çin Ve Hindistan’ın içinde bulunduğu Asya grubu ve Türkiye’nin başını çektiği Ortadoğu grubu olarak üç parçalı hale dönüşme sürecine girdiği belirtilmektedir.

Bu dönemde Yeni Türkiye tartışmaları artık tartışma konusu olmaktan çıkıp bir realite noktasına hızla yönelmiştir. Türkiye’nin bu süreçte parçalardan birisinin lideri olması durumu, hem içte hem de uluslar arası dünyada giderek zihinsel meşruiyet kazandırmaktadır. Ancak Türkiye bu yeni sürece eski jakobeni, laisizmci, seküler, protestanik eğilim taşıyan kalıplarıyla, anlayışlarıyla girmesi halinde bu yeni vizyonu hem oluşturamayabilir hem de gelinen noktayı daimi olarak gelişme yönünde ileriye taşıyamayabilir.

Türkiye yeni bir çağa, yeni bir dünya anlayışına doğru gitmektedir. Bu yeni anlayış 200 yüzyıldır Batı pozitivist liberal–kapitalizminin sanayi imparatorluğuhumanistik masum görünen dil ve gösterilerine rağmen kendi dışındaki dünyayı emperyalist amaçlarla sömüren, modern görünen ama iç dünyası vahşi olan Batı’nın beyaz adamı ve onun kurumsal organizasyonlarıdır. Bu sömürülme sonucunda başta Batı’daki Batılı vatandaş(sermayesiz kişi) olmak üzere dünyanın pek çok bölümünde sömürülmeye tabi olmuş insanlar, paylaşma, bütünleşme, sevgi, dayanışma duygularını ara hale gelmişlerdir. Bu durum Türkiye’yi yeni dünyada lider yapabilecek, O’nu yeniden dünya sahnesine oyun kurucu olarak çıkaran bir niteliğe büründürmektedir. Yani Türkiye’nin yeterince petrole sahip değilken, dünyanın en ileri silah endüstrisini üretmemişken, dünyanın en önemli yönetim devrimini yapmamışken nasıl böyle bir şeyden söz edilebilinir. Peki o halde Türkiye’yi sistem üretecek noktaya getiren, sanayi ve sanayiye bağlı unsurlar değil de nedir.? Oysa eğitim sistemimiz, akademisyenimiz, bürokrasimiz velhasıl aydın bilinen topluluğumuz hep sanayi, sanayi, ekonomi demediler mi onlu hatta hatta yüzlü yıllarca? Oysa bunlarda Türkiye’yi dünyada lider konuma sokabilecek kadar önemli dudak ısırtacak yeni bir devrim de gerçekleşmedi. O halde hep söylene geldiği gibi Türkiye, sanayi ve sanayi ile ilgili alanlarda büyük değişim yaşamadığı halde Yeni Türkiye, üçlü dünyanın ortadoğu lideri olarak anılmasında hangi olgu ya da olgular etkili olmuştur.

Dünyanın ilk on-onbeş ekonomisi bile değilken, Türkiye’yi potansiyel büyümeye iten bu çağın dili ve arayışı nedir? Bu istenen şey Türkiye’de var mıdır? Var ise Türkiye bunun ne kadarını verebilir.? Mevcut eğitilmiş/bürokraik/akademik insan kaynağı buna istenildiği kalitede cevap verebilir mi? Batı’da bu yeni istenen şey neden yoktur gibi sorulara verilecek cevaplar ile bu durum ancak açıklanabilir.

Yeni dünya, sanayi merkezli yani ekonomi merkezli değil kültür merkezlidir. Bundan dolayı dünyayı yöneten merkez ülke olmanın anlam kodu değişmiştir. Zaten yeniçağ, ekonomi merkezli olsa Türkiye’nin bu konuda dünyanın ilk on devleti arasında dahi bulunmadığından bu konuda liderliğinde, bölgesel güç olmasından söz dahi edilemez. Bu durumu, ekonomi-sanayi faktörüne dayalı açıklama anlamsızlık taşımaktadır.

21.Yüzyıl kültür, ahlak, din yüzyılı olacaktır. İşte Türkiye’yi bugünlerde ekonomisinde, petrolünde, askeri endüstriyel sanayisinde dudak ısırtacak bir değişme, büyüme, kalkınma olmadığı halde yükselen değer, dünyada muhtemel oluşacak üç gruptan birisinin başına lider olarak görülmesi petrolle sanayi ile, mevcut kişi başına gelirle, GSMH rakamıyla filan açıklanamaz. Türkiye’yi lider yapabilme potansiyeline taşıyan unsur; sahip olmuş olduğu anti-maddecilik dünya görüşüne dayalı kültür ve zihniyet anlayışıdır. Bunun kaynağı ise İslam dini ve bu dinin, aynı anda hem dünya için hem de ahiret için çalışma ilkesini taşımasından geçmektedir. Bu özellik 21.yüzılda fabrikasız, uydusuz, teknolojisiz bir süper güç konumunu oluşturmaktadır. Türkiye’nin potansiyelinde işte bu vardır. Hani 19 ve 20. yüzyılda her toplum için petrole kavuşma, fabrika kurma isteği bir idealdi. Çünkü insanını refaha kavuşturmak için bu gerekliydi. İşte şimdi 21.yüzyılda ekonomi zihniyetinin algılayamadığı parasız, pulsuz bir olgu çıkıp dünya sisteminin altını üstüne getirmektedir. 

Günümüz Türkiye’si açısından meselenin burası oldukça önemlidir. Çünkü Buna göre, Türkiye’nin

- bugüne değin eğitim politikalarının liberal-kapitalist, pragmatis ekonomi merkezli insan yetiştirmesi modeli çökmüştür, 

-Batı modernleşmeci ekonomi anlayışı, sanayi merkezli toplum oluşturma kuramı dağılmış, 

-bürokratik elitizmin egosantrik yönetim anlayışı niteliksizleşmiştir. 

-Bütün bunlardan daha vahimi ise yıllarca bu konularda devlete ve topluma aydın adı altında insan yetiştiren liberal-kapitalist sosyal bilim anlayışının hâkim olduğu laik(laizismci), seküler yüksek öğretim anlayışı fonksiyonsuz hale dönüştürülmüş,

-bu kurumun yetişirdiği akademisyen ise sadece pozitivizme takılı kalan bir noktadan hareketle, topluma tek boyutlu düşünmeyi öğrettiğinden dolayı onun da vizyonsuzluğu ve tek düzeliği bu süreçte belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Bunların her biri ayrı bir başlıkta nedeniyle, niçiniyle, nasılı ile ele alınmaya değer konulardır.

Konuya tekrar dönecek olursak, ekonomi merkezli sanayi imparatorluğu tek amaç olarak para ve ekonomik güç ilahının peşine insanını sürükleyince öte tarafdan da dış dünyayıda bu noktada sömürünce, artık insanlık ekonominin, paranın, güçün, statünün peşine düşerek bünyesini hasta etmiştir. Buna Batı medeniyeti sebep olmuştur. Bu sistemden dolayı Batı medeniyeti, hem kendi insanını hem de sömürdüğü dünyanın insanını hasta etmiştir. Peki tedavi nedir?

Tedavi Türkiye’nin sahip olmuş olduğu kültürel sistemde saklıdır. Türkiye ekonomide dünyanın ilk on büyük ekonomisi içinde yer almadığı halde cazibe merkezi olması yoksa nasıl açıklanabilir.

Türkiye bir İslam ülkesidir. İslam insana, başta ekonomi olmak üzere gündelik hayatın içindeki muhtelif unsurları paylaşılmasını, buna ilaveten dayanışmasını, kardeşliği, sevmeyi, fedakârlıkta bulunmayı, birliği, bir olmayı öğreten bir hayat tarzıdır. Bu özellikler sistemsel ve kurumsal bağlamda çağa uyarlanıp uygulamaya geçirilmesi halinde, Batı medeniyeti için sosyal rehabilete merkezi olabilecek bir niteliğe sahiptir. Batı medeniyeti, insanı aşırı maddecileştirlmesiyle madde–mana, ruh-beden dengesi bozulup, sistem HASTA ADAM üretir haline dönüşmüştür. Böylece insandan medeniyete giden çizgide kendisini hasta etmiştir. Bu HASTA ADAM olan BATI’ ve onun sömürmek için gittiği ülkelerdeki insanları da tedavi etme görevi Türk-İslam kültür merkezli düşünebilen bir Türkiye ve onun eğitim sisteminin insa ettiği insan ile gerçekeşebilecektir. 

Arap Baharı Turu esasında, dünyaya 21.yüzyılın kültür merkezli bir yüzyıl olduğunu, dünyanın ihtiyaç duyduğu güven, huzur, ahlak ve kardeşliğin Türkiye merkezli üretilme gücünün bulunduğunu ortaya koymaktadır. Hatta bu dünya dengesini bozan ve şu günlerde hasta adam olan Batı medeniyetini dahi tedavi edebilecek bir gücün varlığı sunulmuştur. Bu bağlamda Türkiye’de mevcut yürütme organın anti–Batıcı eğitim ve kültür politikaları ile insanını, kurumlarını ve toplumsal organizasyonlarını bu çerçevede değerlendirmesi gerekmektedir. 

ankarameydani.com 19.09.2011 Pazartesi - 18:20

Yazarın Son Makaleleri

Sosyal Ağlarda Paylaş

Twitter Facebook Google+ E-mail

Kategoriler

Son Yazılar